Boğaziçi’nde bir inci

 

IMG_9479.JPG
Çengelköy’ün çarşısına açılan bir sokak.
Ekran Resmi 2018-03-16 00.04.20.png
Çengelköy’ün en eski sokaklarından biri olan Kaptan-ı Derya Seyit Ali Paşa Sokağı.
Ekran Resmi 2018-03-16 00.10.18.png
Çengelköy’deki Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’nden Boğazın görünümü.
Ekran Resmi 2018-03-16 00.12.31.png
700 yılı aşkın süredir varlığını sürdüren tarihi çınar.
Ekran Resmi 2018-03-16 00.03.51
Çengelköy’de küçük bir camii olan, Hacı Ömer Camii.

Güzel görünmek içerisinde bir çok detayı da barındırır. Bu detaylar hem kendi içlerinde bir ahenkle bütünleşir hem de oluşturduğu büyük objenin güzel görünmesinde pay sahibi olur. Muhteşem şehir İstanbul’un da güzel görünmesinde rol oynayan bir çok detay vardır. Ömre bedel boğazının yanı sıra, boğaz kenarında konuşlanmış bir çok semtte tarihin canlı şahidine can katar.

İşte Semt Aşkın’daki ilk durağımız da Boğaziçi’nin incilerinden biri olan Çengelköy. Asırlık çınar ağaçlarının sahil boyunca sıralandığı, kestane kokusunun, süt mısıra, taze bademlerin yeşiliyle çimenlerin yeşilinin birbirine karıştığı Çengelköy.

Çengelköy, İstanbul’un Anadolu yakasında, Üsküdar’a dokuz kilometre uzaklıkta, Beylerbeyi ve Vaniköy arasında bir semt. Bu semtin tarihçesi ise bir hayli eskiye dayanıyor. Milattan sonra beşinci yüzyıldan kalma kilise kalıntılarının bulunması bu semtte yaşayışın ne denli önceye uzandığını gösteriyor.

Eski ismi Protos Diskos olan semtin, Çengelköy ismini ne zaman ve neden aldığı konusunda ise bir çok rivayet var. Bunlardan en güçlüsü ise şüphesiz Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra burada bulduğu gemi demirleri ve çapaları. Bu çapaların çengel şeklini andırması sebebiyle semtin Çengelköy ismini aldığı söyleniyor.

İstanbul’un Osmanlı hakimiyetine girmesine kadar bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış Çengelköy’de, Osmanlı döneminde bir çoğu Rum olan gayrimüslim nüfusun yaşamış. Öte yandan, tabii güzellikleri dolayısıyla Osmanlı hastanelerinin, hastalarını pisikolojik ve bedensel rehabilitasyon maksadı ile buradaki yalılara sevk edermiş. İlerleyen tarihlerde Mısır’ın da Osmanlı’ya katılmasıyla beraber bu bölgeden Çengelköy’e Pekmaniler adlı bir aşiret de sevk edilmiş ve bölgedeki Rum hakimiyeti yerini homojen bir yapıya bırakarak Çengelköy’ün bu günkü halini almasını sağlamış. O günlerden bu güne semt bir çok sosyal, siyasi olaya şahit olup, bir çok yenilikle, bir çok değişimle karşılaşmış. Fakat Çengelköy, bir çok semtin aksine, eskiyi yıkarak değil, eskinin yanına yeniyi harmanlayarak büyümüş. Bunun en önemli kanıtı ise sahil boyunca uzanan yeni ve eski yapılar, sırtlara çıkıldıkça gözlemlenen, yapım yılı farkı bir çok yalı ve apartman.

Peki Çengelköy’ün bu günleri nasıl geçiyor? Bağlı olduğu Üsküdar ilçesinin merkezinden 19D kodlu olanı gibi bir çok otobüs veya minibüsle semte ulaşmak mümkün. Ayrıca sarı olan taksilerle, ki bu günlerde ”Uber” sorunsalı gündemde, 12 ila 15 lira arası bir ücretle Çengelköy’e gidilebiliyor. Güneşin bizi yakmadığı, esinti veya yağışın olmadığı bahar mevsiminde ise tabanına güvenen Üsküdar’dan Çengelköy’e yürüyerek otuz ila atmış dakikada varabiliyor. Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi derken Çengelköy’de soluk alınıyor.

Semtin girişinde solda buluna geniş alan bu gün, ”İSPARK” tarafından işletilen büyük bir otopark olarak kullanılıyor. Hemen buranın akabinde ise bizleri asırlık çınarlarla çevrili Beykoz yolu karşılıyor. Yol boyunca sağlı sollu dizilmiş bir çok içecek dükkanları, hızlı yiyecek türevi kafeteryalar, lokantalar, kebapçılar, kokoreççiler ve işkembeciler karşılıyor. Aç gidildiği takdirde talepleri fazlasıyla karşılayan caddede tek handikap çeşit fazlalığından kafaların karışma durumu. Aynı durum yemekten sonra tatlı sevenler için de söz konusu.

Fakat Çengelköy’de, bunca çeşitli yemek alternatifine karşılık çay içme adresi tek bir yer: Tarihi Çınaraltı. Burası adından da anlaşılacağı gibi, yaşı yedi yüz sekseni aşmış devasa bir çınar ağacı altına konuşlanmış meydanın adı. Aynı zamanda denize sıfır konumdaki bu meydanda, köprü ve boğaz manzarası şahane. Meydanda Osmanlı döneminden beri toplantılar ve meşkler edilirmiş. Bin dokuz yüz atmış üç yılından itibaren ise bölgeye kurulan çay bahçesi, bu gün Çengelköy halkının yanı sıra, akın akın gelen misafirleri ağırlamakta. Bir çok çay bahçesinden alışık olduğumuz ”Dışarıdan yiyecek içecek getirmeyiniz” uyarısı burada yalnızca içeceği kapsıyor. Dilenen yiyecekle girilecek bu mekanda, yapılması gereken Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesinin çayını içerek boğazın eşsiz güzelliğine dalmak. Özellikle alana girerken hemen solda kalan Meşhur Çengelköy Börekçisi çay bahçesine börek ve simit gibi geleneksel lezzetler tedarik ediyor. Bununla birlikte Tarihi Çınaraltı bölgesinde bir önemli değer daha var: Hamdullah Paşa Camii. Camii bin sekiz yüz yirmi üç tarihinde Abdullah Paşa tarafından yaptırılmış.

Çengelköy’ün bir diğer özelliği ise bir çok farklı bakış açısıyla hayatını sürdüren semt sakinleri. Her Pazartesi kurulan meyve sebze pazarında, Arnavut kökenli bostancıları, muhafazakar görünümlü bir satıcıdan alışveriş yapan Rum aileleri görmek mümkün. Ayrıca yaşlı bireylerin karşıdan karşıya geçmelerinde yardımcı olan gençler, eskiden bahsedilen ”semt kültürü” hala canlı dedirtiyor insana. Bununla birlikte semt çarşısında göze çarpan farklı görüntülerdeki insan portreleri aslında ortak bir payda penceresinden bakıldığında insanlığın birbirinden farksız olduğunun bir göstergesi. Meşhur meydan kestanecisi Rıfat Altın da böyle diyor. Altın 1954 Beykoz doğumlu. Çocukluk yıllarını ve gençliğini de Beykoz’a bağlı olan bir başka sahil semti olan Paşabahçe’de geçirmiş. Rıfat Amca  halen Paşabahçe’de oturuyor. Ona göre boğazın Anadolu yakası bir başka. Üsküdar, Beylerbeyi, Çengelköy, Kandilli, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçe… Hepsi birer mihenk taşı. Çünkü değerlerini, özünü koruyor buralar diyor Rıfat Altın. Peki neden Çengelköy’de ekmek teknen dediğimizde ise şu yanıtı veriyor:

”Çengelköy de ilk mektebi okudum. Rahmetli babam da burada, Sular İdaresi’nde memurdu. Sabahları onun motosikletiyle okula giderdim. O zamanlar trafik illeti yoktu. Çok sakindi İstanbul. Özellikle bu yaka sahile yerleşmiş köyler halindeydi. Yollar da topraktı. Ben babamın arkasında motorumuzun kaldırdığı tozlara bakarak şarkılar söylerdim. İnsan küçükken sevdiği, değer verdiği değerlerden ömrü boyunca vazgeçemiyor. En büyük değerlerimden birisi de babamın arkadaşı Çengelköy’lü Aksel Paşa’dan badem alarak okula yürümemizdi. motoru idarenin önüne parkeden babam Aksel Amca’dan iki kilo badem alırdı her gün. Yaklaşık elli metre ötedeki okulumuza benimle yürür, öyle işbaşı yapardı. Okula gidene kadar üç, bazen beş badem yerdim. İşte o zamanlarda Çengelköy bir başka olmaya başlamıştı benim için. Buradan arkadaşlar edindim, buradan birini sevdim. Buradan birisiyle evlendim. Kısacası Çengelköy benim hayatım oldu. Hala da öyle olmaya devam ediyor. İşte bu yüzden yetmiş dört yılından beri buradayım.”

Dünle bu günün farkı ne peki Rıfat Altın’a göre?

Bir çok yerde dünya artık eskisi gibi değil. Çünkü eskilerin işi bitti artık. Ama buralarda hala devam eden bir gelenek var. O da sevgi saygı. Bir çok esnaf birbirini hala tanır. Hatta babalarından işi devir alan evlatlarda bu geleneği devam ettirir. Hanımların altın gününe benzer şekilde buranın esnafları da ayda bir toplanır. Bir esnaf diğerlerine yemek verir. Ondan dolayı buralar başka diyorum ya zaten. Allah da bozmaz inşallah.

Rıfat Altın esnaflığın ekonomik değişimi hakkında ise şunları söylüyor:

İşlerin eski tadı tuzu yok tabii. büyük marketler her sektörden, her şeyi satıyor artık. E müşteriler de doğal olarak oralara gidiyor. Biz öyle ya da böyle karnımızı doyurarak bu günlere geldik. Asıl zorluk bizim evlatlarımızı bekliyor. Bu düzenle savaş edecek değiliz elbet. Burada semt sakinlerine büyük iş düşüyor. Düşünerek tercih etmek önemli. Ama Çengelköy esnafının büyük çoğunluğunu lokantalar, pastaneciler oluşturduğu için burası fazla zarar görmez.

Semt kültürüne girmişken, semt takımlarını da es geçmek olmaz. Çengelköy’ünde bir takımı var tabii. Beş sezondur bölgesel ligde mücadele eden Çengelköyspor; Beykoz, Paşabahçe, Beylerbeyi gibi İstanbul takımlarının gölgesinde kalmış yıllarca. Lakin bir çok köklü İstanbul takımı gibi onların da profesyonel lig kariyerleri var. Bölge halkı ise futbolun Çengelköy’e fazla katkısının olmadığını belirtiyor. Futbol elbette çok güzel ama Çengelköy’de olmasa da olur şeklinde bir söylenti var. Ayrıca semtte nizami koşullara uyacak bir sahanın da olmayışı Çengelköylülerin hevesini kırıyor. Kimi zaman Beylerbeyi’nde kimi zamansa Çavuşbaşı’nda iç saha maçlarını oynayan Çengelköyspor’u bu müsabakalarda yüz elli, iki yüz kadar futbolsever takip ediyor.

Çengelköy sanat ve edebiyat yönünden de engin bir derya. Usta şair Orhan Seyfi Orhon’un da Çengelköy’lü olduğu biliniyor. Semtte, şairin adını taşıyan kamu daireleri de mevcut. Bir çok şiirinde de boğaza Çengelköy’den bakışını anlatması, sakini olduğu semti ne derece sevdiğini gözler önüne seriyor. Bunula birlikte Atilla İlhan’ın Çengenköy’ü konu alan ”Neydi O Bir Zamanlar ” şiiri de mevcut. Ayrıca unutulmaz dizi ”Süper Baba” da semtte çekilmiş bir diziydi.

Geçmişe özlem duyulduğunda, kafa dinlemek istendiğinde, boğaz havası solunmak istendiğinde Çengelköy tam bir ilaç olabilir. Böyle semtler var oldukça İstanbul daima parlayan bir yıldız olmaya devam edecek gibi duruyor.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close